Marvel Evrenin en görkemli karakterlerinden ; Gezegen Yiyici GALACTUS

YOKEDİCİ GALACTUS ile ilk olarak Marvels çizgi romanında karşılaşmıştım. Okuduğum ilk Marvel çizgi romanı olma özelliğinde bulunan bu kitabın 4 bölüme ayrılmış hikayesinin en sevdiğim kısmının Fantastik Dörtlü’nün Galactus ile olan mücadelesi olduğunu hatırlıyorum. Kitabı bitirdikten sonra en çok aklımda kalan şey Galactus karakteri olmuştu.

Gerek karakter dizaynı gerekse yarattığı kaos bakımından beni oldukça etkilemişti. Tabi bunda Alex Ross’ un harika çizimlerinin etkisi de var.

Galactus Pop Funkosu ve yer aldığı önemli kitaplar

Kitapta, gökyüzünde yarattığı alev fırtınasıyla daha dünyamıza ayak basmadan büyük bir korku yaşatarak gerçekleştireceği kaos ve yıkımın sinyallerini veriyordu.
Devasa boyutuyla oluşturduğu tahribatın etkisiyle, insanlarda meydana getirdiği adeta bir afet yaşatmış olma hissi Galactus ‘un beni en çok cezbeden tarafı olmuştu.

Oldukça serinkanlı oluşu da rakiplerinde şüphesiz ki karşılarında kendinden ve ne yaptığından emin birinin durduğu izlenimi yaratıyor.
Kendinden sıklıkla üçüncü şahıs olarak bahsederek geldiğini duyurarak, gelişiyle yarattığı kaosun daha da artmasına yol açıyor.

Galactus ve meydana getirdiği yıkım

Asıl olarak Fantastic Four’un villianı olarak bilinen Galactus bana sorarsanız dünyadaki tüm süper kahramanların umursaması gereken biri.
Çünkü meydana getirdikleri, tüm dünyanın kaderini belirleyecek cinsten.

Bildiğimiz evrenden dahi daha eski bir oluşum olan Galactus içindeki bitmez tükenmez açlıkla galaksinin sayısız bölgelerinde kendini doyuracak gezegen arayışında. Bu yüzden onu tam olarak bir kötü karakter kategorisine koymamız ne kadar adilce bilinmez.
O yalnızca açlığını dindirmeye çalışan bir yaratık. Bu yönüyle de çoğu çizgi roman okurunun sempatisini kazanmış olduğunu düşünüyorum.
Söylediklerimin bir özeti olarak bu tüm yönlerini baz alarak Galactus benim oldukça sevdiğim bir karakter. Onun yer aldığı her çizgi roman benim için kayde değer bir öneme sahip.

Galactus ile tanışmaya nerden başlayalım diyenlere de benim şahsi fikrim ‘Marvels’ olacaktır. Sonrasında ise Silver Surfer Alegori’yi okumalarını öneririm.Zaten bu noktadan sonra hoşunuza giderse Silver Surfer Ağıt, Marvel Kozmik hikayeleri ve Annihilation ile yollarına devam etmelerini öneriyorum.

Son olarak kendisini tanıtan kahramanımızın dediği gibi ;
I AM….GALACTUS!

İNCELEME // CIVIL WAR : TARAFINI SEÇ!

Marvel Çizgi Roman evreninin çoğu kişi tarafından en önemli olayı olarak kabul edilen Civil War’u nihayetinde okuyabildim. Ne demişler Geç olsun güç olmasın
İncelemeye geçmeden  söyleyeyim ben oldukça beğendim.

Marvel çizgi romanlarında genelde tekli süper kahraman hikayelerini okumayı ediyorum. (Vision, Thor, Moon Knight vs),
Civil War gibi tüm karakterlerin birarada bulundukları çizgi romanlara karşı oldum olası önyargılı olmuşumdur.

Bunun sebebinin  çizgi romanda yer alan karakterlerin tamamının yeterli zaman olmamasından dolayı  derinleştirilememesi ve genelde hikayelerde ağırlığı aksiyona vermelerinden dolayı karakterlerin motivasyonlarının anlaşılamaması olduğunu düşünüyorum.

Bu dediklerim Civil War da da mevcut fakat, bu kadar fazla karaktere yer vermesine rağmen olay örgüsündeki tutarlılığı ve hikaye boyunca  merak duygusunu üst seviyede tutabilmesi, ayrıca hikayenin üzerinde durduğu temel konu ve bu konu üzerine yapılan dialoglar bu kusurları örtmekte ve diğer çizgi romanlardan ayırmakta.

Cap Team. VS. IronMan Team

Civil War, süper kahraman temalı çizgi romanları okurken hepimizin sıklıkla düşündüğü fakat gözardı ettiği bir konu üzerinde duruyor.

Temel amaçları dünyayı ve bu dünya üzerinde yer alan insanları korumak olan süper kahramanların, bunu sağlamaya çalışırken yarattıkları tahribat ile bizim hayatımız üzerindeki etkileri masaya yatırılıyor.
Ayrıca hikayede, gençler üzerinde bıraktıkları izlenim de süper kahramanların oluşturduğu  sorunlar arasında gösterilmekte.

Tüm bunlar üzerine,süper kahramanlardan maskelerini çıkarıp kimliklerini açığa çıkarmaları ve devlete bağlı olarak süper kahraman olmaları üzerine bir yasa çıkarılıyor.
Her konuda olduğu gibi bunu destekleyenlerin olduğu gibi buna karşı çıkanlar da oluyor. Ayrıca bu konunun dışında kalmak isteyen bir azınlık grubu da mevcut. Hikaye süresince her iki tarafından da bakış açısından bu yasa yorumlanıyor. Hangisinin doğru karar olduğuna DR. STRANGE ‘in sözleriyle cevap Veriyorum.
” Bu tartışmada doğru ya da yanlış yok. Sadece bir bakış açısı farklılığı var ”
Hikaye süresince bazı süper kahramanların taraf değiştirmelerinin de sebebi olarak bu gösterilebilir.

Kendi hür iradelerine bırakılamayacak kadar büyük güçlere sahip olan süper insanların, devlet ya da SHİELD gibi kurumlar tarafından denetlenmesi ve güçlerinin sınırlandırılması düşününce oldukça mantıklı geliyor.
Fakat bu kurumlaştırılmanın getireceği sınırlandırmalar bu sefer denetleyen kurumun yada devletin kendi inisiyatifine bırakılacağından, süper insanların kendi gereksinimlerinde bir silah olarak kullanılabilmesine zemin hazırlayacak.

Ayrıca şöyle bir şey var ki : sınırlandırılmak ve başkası adına hareket etmek süper kahraman olmanın özüne ters düşecek davranışlar.


Çizimlere gelecek olursak özellikle karakter tasarımları, kullanılan renklerin tonları ve panel kullanımı oldukça başarılı. Bunlar hikayenin akıcılığında önemli rol oynuyorlar.

Sonuç olarak ; Civil War, süper kahramanların yer aldığı bir dünyadaki temel sorunlardan birine değinerek, bizim de bu konudaki fikirlerimizi açığa çıkarmamızı istiyor.
Süper kahraman hikayelerini seven herkese bu konuda farklı bakış açıları sunması nedeniyle tavsiye ediyorum.

DYLAN DOG : SEVMEMİZ İÇİN 13 NEDEN

  • 1.) BUZDOLABINDAKİ SÜMER HAYALETİ
  • Kabuslar Dedektifi Dylan, maceralarında pek çok akıl almaz olaya hem şühpeyle yaklaşmakta hem de Altı buçukuncu hissinin etkisiyle hissinin etkisiyle kendini olayların ortasında bulmaktadır.
  • Kabus ve korku temalı öykülerine eşlik eden çarpık mizahi üslup da Dylan Dog maceralarının vazgeçilmezidir.
    Her ne kadar gazeteler kahramanımız hakkında şarlatan diye bahsetse de kendisine son çare olarak başvuran hiç kimseyi geri çevirmemiş, yeri geldiğinde ” Kiminin parası, kiminin duası ” demiştir.

İNCELEME // Batman Dünyadaki Son Şövalye Cilt 1 : Batman ile dünyanın sonuna hazır olun!

Favori yazar çizer ikilim Scott Snyder ve Greg Capullo’nun çıkan son ortak işi Batman : Dünyadaki Son Şövalye geçen aylarda JBC Yayıncılık tarafından Türkçeye çevrildi.
Ben de yakın zamanda uzun zamandır merak ettiğim bu çizgi romanı okuma fırsatı buldum ve şunu diyebilirim ki tadı resmen  damağımda kaldı.

Cilt formatında basılan çizgi roman, sayfa sayısı bakımından fasikül sayılabilecek kısalıkta. Tek oturuşta biten bir özelliği bulunan kitabın, bunda sayfa sayısının kısa olması yanı sıra sizi içine çeken bir hikayeye sahip olmasının da katkısı  büyük.

Konusuna gelecek olursak :

Gotham’ın Kara Şövalyesi’ni bu kez alışık olduğumuz, tenha sokaklar arasında geçen bir Dedektiflik hikayesinden sıyrılmış, dünyanın sonunda postapokaliptik bir dünyada hayatta kalma mücadelesinde  buluyoruz .

Batman New52’yi çok seven biri olarak bu hikayede yaratılan dünyayı bazı açılardan Riddler’in Yl Sıfır’ının bir üst versiyonu olarak yorumladım. Tabi bu kez karşımızda muhtemelen daha çetin bir düşman var ve bu sefer söz konusu olan yalnızca Gotham değil, tüm dünya.

Çizimler yine her zamanki alıştığımız Greg Capullo çizimleri. Batman çizgi roman karakterlerine hakim olduğu çizgilerinden anlaşılıyor.
Ve bu romanda özellikle panel tasarımları fazlasıyla hoşuma gitti. En çok da üçüncü bölümde oluşturulmuş post apokaliotik atmosfer.

Batman Dünyadaki Son Şovalye  yolculuk hikayesi ve bu yolda  Batman’in yol arkadaşı aynı zamanda da hikayenin anlatıcısı olan Joker. Ve onu kıyamette dahi  yalnız bırakmıyor.

Her yeni hikayesinde daha da zorlu mücadeleler veren Batman bize şunu gösteriyor ki :
” Her şey ne kadar umutsuz görünse de daima Batman var ve daima savaşmaya hazır ! ”

56 sayfalık uzun bir fasikül olarak düşünebileceğimiz bu ilk cildi hikayeye giriş kitabı olma açısından başarılı buldum . Devamında bizleri nelerin beklediği konusunda heyecanlıyım. Umarım yakın zamanda 2. ve 3. de çıkar ve bu meraklı bekleyişimiz son bulur.

Batman Dünyadaki Son Şövalye, son zamanlarda Batman adına yapılmış en ilgi çekici ve merak uyandırıcı işlerden.

İNCELEME // ONCE AND FUTURE Cilt 1 : Kral Arthur efsanesi yeniden şekilleniyor.

Yazarlığını Kieron Gillen, çizerliğini ise Dan Mora’nın yapmış olduğu Once and Future Cilt 1 geçtiğimiz hafta Presstij Yayıncılık tarafından okuyucuların karşısına çıktı.

Bir modern dünya büyücülük hikayesi olan ” Once and Future ” doyurucu aksiyonu ve güçlü mizahi tarafıyla bizlere eğlenceli bir hikaye sunuyor.

Hikayeyi, konuyu anlamaya yönelik açıklayıcı uzun diyaloglarla ve pekiştirmek maksadıyla oluşturulan yan hikayelerle boğmayıp bodoslama bir şekilde asıl anlatmak istediği konuya giriş yaparak, hikayeye daha sürükleyici bir hava katıyor ve bu sayede benim kitabı sıkılmadan bir oturuşta okumamı sağlıyor.

Doğrusu içinde sıklıkla büyülerin yer aldığı,defalarca kez duyduğumuz efsaneleri anlatan eserleri kendilerini tekrarlamalarından dolayısıyla pek tercih etmem.
Bu tarz kitaplarda konunun ilerleme şekli hep aynıymış gibi gelir bana.
Kötü bir karakter, yok olmaya yüz tutmuş bir dünya ve her şeyi düzeltecek bir kahraman.

Once and Future ise herkesin aşina olduğu Kral Arthur efsanesi üzerinden orjinal bir hikaye oluşturmayı başarıyor.

Efsanede yer alan olay ve metaryalleri kullanarak yeni baştan bir efsane oluşturuyor.

Yaratılan atmosfer (özellikle öteki dünya ) ve karakter tasarımları (özellikle kral Arthur ) da anlatılan hikayenin etkileyiciliğinde oldukça pay sahibi oluyor.

3 cilt şeklinde çıkması planlanan eserin bu ilk cildi, epey merak uyandırıcı bir noktada son buluyor.

Duncan ile ninesi Bridgette’nin Britanya’yı kurtarma girişiminin, eğlenceli dialoglar üzerinden anlatıldığı, Excalibur, Kutsal Kase gibi efsanevi ögelerle bezelenmiş hikayesi ” Once and Future”, bu dünyalara ilgi duyan herkesi tatmin edecek keyifli bir eser.

Ayrıca @presstijcizgiroman’ a eseri orjinal boyutunda bastığı için bolca teşekkürler.

İNCELEME // ESSEX COUNTRY : Coen Kardeşler filmi tadında bir öykü!

Jeff Lemire’in yazar ve çizer koltuğunda olduğu Essex Country, iç burkan trajik bir aile dramını ele alıyor.

Üç kitaplık bir mini seri olarak okuyucuların karşısına çıkmış olan eser Kanada’nın Essex Kasabasında geçen üç farklı olayı anlatıyor gibi görünse de zamanla  olayların birbiriyle ilişkilerinin olduğunu farkediyoruz.

Öncelikle, tüm panellerde gözümüze çarpan Karga motifi hikayenin ana gözlemcisi nin o olduğunu belirtir niteliğinde.
Şüphesizdir ki Jeff Lemire, çizgi roman türünün yalnızca çocuklar için olmadığını, yetişkin okuyuculara da hitap edebileceğini gösteren Alan Moore, Neil Gaiman gibi değerli yazarlardan biridir. Kendisinin okuduğum tüm çizgi romanlarının başından her seferinde  keyif alarak kalktım.

Aile içi ilişkileri adeta bir roman inceliğinde katman katman dokuyan Lemire, burda da bu özelliğini en kuvvetli hissettiren eserlerin başında geliyor.
Özel bir çizim tekniğine sahip olduğunu düşündüğüm Lemire, bu mini seride de taslak benzeri ince ve basit çizgilerinde duyguyu çok iyi taşımış görünüyor. Duyguları okuyucuya geçirme konusunda oldukça başarılı.

Yazarın doğup büyüdüğü kasaba niteliğinde olan Essex’i geniş ölçekte resmetmesi bu hikayenin onun için ne kadar özel bir tarafı olduğunu gösteriyor.
Bu açıdan Essex Country,  bir nevi özlemin dışavurumunun gerçekleştiği bir grafik roman.
Sizi çok fazla metine boğmadan, uzun betimlemelerle hikayesini aktarmaya çalışan bu kült üçlemeyi üst üste okumanızı tavsiye ediyor , yaklaşık bu yüz yıllık aile hikayesine tanık olmanıza davet ediyorum.

#jefflemire  #marmarayayıncılık

İNCELEME // RED KİT’İ ÖLDÜREN ADAM : Red Kit’i kim öldürebilir?

EFSANEYİ YIKTIM. RED KİT’İ ÖLDÜRDÜM !

Hikaye oldukça iddialı bir başlangıç sahnesiyle açılıyor . Daha ilk sayfasında efsanevi Red Kit’i yerde öldürülmüş bir vaziyette görüyoruz. Ve sonrasında hikaye bizi ölümünden bir gün öncesine götürüyor.

Vahşi batının en hızlı silah çeken yalnız kovboyu Red Kit’e daha çok çizgi filmlerinden aşina olduğumdan bu okuduğum ilk çizgi roman hikayesinde, neredeyse çizgi filmleriyle  aynı tadı yakalamayı başardım.

Red Kit karakteri bizim için her zaman bir insandan fazlası olmuştur. Çünkü onu alt edebilecek hiç kimse yoktur. Tıpkı Batman gibi o da bir nevi ölümsüzdür . Tüm hikayelerinde zorlu  bir takım sorunlarla karşılaşırlar fakat sonucunda her zaman kazanan onlar olurlar.

Peki ya bu sefer şans onlardan yana olmazsa?

Sonuçta bu kadar çok düşmana sahip olan bu kahramanları , bir nedene sahip olmadan  yalnızca ölümünü görmek için bile öldürmek isteyecek sayısız kişi mevcuttur.
Bu hikayede bunun altını çizmeye çalışıyor.

Geldiği yeni kasabada yaşanan bir soygunu araştırmakla görevlendirilen yalnız kovboyumuzun yaşadıklarını anlatan kitap katman katman işlenen hikayede  yaratılan merak öğesini kitabın sonuna dek oldukça akıcı bir şekilde ulaştırmayı  başarıyor.

Şüphesiz,okurken Red Kit’in sigarayla olan bitmek tükenmez mücadelesini farketmiş olacaksınızdır ki bunun temel sebebi Red Kit’in 1980’lerde Amerikan çizgi roman dünyasına girişiyle sürekli tüttürdüğü meşhur sigarasına sansür gelmesi. Artık dişlerinin arasına ot çizilen kovboyumuzun sigarayı neden bıraktığını mizahi bir anlatımla bize aktarsa da altında yatan asıl sebebini bizlere hikayenin sonunda bunu bir dosta duyulan hürmetten dolayı verilmiş bir sözden dolayı  olduğunu gösteriyor.

Çizer : Manuel Gutierrez

İşin özü ;

Okuduğum ilk Red Kit çizgi romanı olmasına karşılık bende uyandırdığı hisler sanki sürekli maceralarını okuyormuşum gibi hissiyat oldu.

Karşımızda bir solukta okunabilecek, ilgi çekici ve düzgün bir olay örgüsüyle  oluşturulmuş bir hikaye mevcut.
Mutlaka okuyun. Hem çocukluğumuzun kahramanı Red Kit ile yıllar sonra  yeni bir maceraya daha çıkmış olursunuz fena mı olur!

#ykyyayınları #redkit #yapıkrediyayınları

İNCELEME // Partilerde Kızlarla Nasıl KONUŞULUR? : Neil Gaiman’dan şiir tadında bir grafik roman!

Çok sevilen yazar Neil Gaiman’ın Locus ödüllü kısa öyküsünden uyarlanmış olan ”Partilerde kızlarla nasıl konuşulur?” bizlere alışık olduğumuz çizgi roman kalıplarının dışında bir hikaye sunuyor.
Derin biçimli bir olay örgüsü anlatımına başvurmadan bizleri birkaç saat süre zarfında geçen bir hikayenin fantastik ve lirik serüvenine sürüklüyor.
Öncesi ve sonrası olmayan, spesifik bir zaman dilimini anlatan durum öykülerini oldum olası sevmişimdir. Çünkü küçük ipuçları yakalamak için hikayeyi daha dikkatli okumak zorunda bırakır seni. Ayrıca hikaye içinde sürpriz faktörü  her zaman için bulunur.

Gelelim konusuna; henüz on altı yaşına basmamış iki genç olan Enn ve Vic, arkadaşlarının verdiği bir partiye gitmek üzere Londra sokaklarında gezerlerken kendilerini bambaşka bir partide bulurlar.
Kızlarla konuşmada pek başarılı olmayan Enn, kendisini söylediklerinin tek bir kelimesini dahi anlamadığı bir kız topluluğunda bulur.
Şüphesiz kadınların erkeklerden  farklı düşünce yapısına sahip olması, bazı zamanlar onları bir uzaylı şeklinde algılamamızı sağlıyor . Özellikle ergenlik çağındaki erkek için, kadın tamamen bilinmez bir yaşam formu şeklinde görünmekte . Çizgi romanda da bu konuya vurgu yapmak istenmiş.

Fabio Moon’un sarı hakimiyetindeki fırçasıyla, hikayedeki şiirsel anlatım oldukça uyum gösteriyor. Adeta sulu boya renkleri dans figürleri, metin ise müzik çalgısı görevinde.
Tuhaf diyalogları ve ucu açık sonuyla
”Partilerde kızlarla nasıl konuşulur?” ; şair ruhlu herkesin okumasını istediğim minik bir dev eser .
Çünkü bu çizgi romanı okumak, bir şiirin dizlerinde kaybolmakla eşdeğer nitelikte.

İNCELEME // MACERAYI SEVEN ADAM Karşınızda Macerayı seven adam!

Cengiz Üstün’ün ilk kez 2000 yılında okuyucularla buluşturduğu ve günümüze değin epey bir hayran kitlesi edinen Macerayı Seven Adam’ın bu toplu maceralarından oluşan albüm geçtiğimiz yıllarda @marmaracizgi etiketiyle sevenlerinin karşısına çıkmıştı.
@paralelevrencr ‘in  geçen sene gerçekleştirdiği imza gününde benim için çizmiş olduğu küçük Msa çizimi için de sonsuz teşekkürler.

Şimdi gelelim incelemesine:
Açıkçası dergilerde haftalık olarak yayımlanan bu tarz serileri, tüm maceralarını toplu şekilde içeren bir kitap halinde okuyabilmek bana daha avantajlı geliyor. Hem serinin hangi yönlerde ilerleme kat ettiğini görerek seri içi değişimleri ve gelişimleri daha iyi gözlemleyebilmek için,  hem de bu haliyle okuyarak hiçbir macerayı gözden kaçırmamak için. Böylelikle seriyi daha geniş ölçekte eleştirebilme imkanı buluyoruz.
MSA genel itibariyle yoğun espri içerip okuyucuyu anlık güldürme gayesi içinde bulunmadan daha çok oluşturduğu yüksek ritimle bir durum komedisi oluşturarak eğlence sağlıyor.

Karakterin muzip ve uçarı halleri her ne kadar karşılaştığı insanlara sinir bozucu gelse de bizim ona daha bir sempati beslememizi sağlıyor ve bize onla beraber bu maceralarda bulunma isteği yaratıyor .
Yarattığı James Bond imajıyla her ne kadar Amerikan tarzı bir görünüm verse de konuşmaya başladığında farkediyoruz ki düşünme biçimi ve konuşma şekliyle o tamamen bizden biri.
Onun için hayatta her şeyden önemli(kadınlardan bile) olan tek şey ” Macera” . Bir macera görünce dayanamaz, gözlüğünü takarak kendini maceraya hazırlar. Şayet macera yoksa bu sefer  kendisi macera yaratır.
Kahramanımız bir zamandan sonra pelerin de takarak süper kahraman halini alır fakat her şeyden önemsediği şey gene maceraya olan tutkusudur.

Her süper kahraman gibi onun da yardımcısı vardır. Batman için Alfred ne ise Msa için de apartman yöneticisi Muarem bey odur, ona her konuda yardımcı olur.
Seride kronolojik ilerleyen ana bir hikaye bulunmakla birlikte her sayıya özel kısa maceraların bulunması Msa nın en ilgi çekici yanlarından.Gerçekleşen olayların saçmalığına gülmemek imkansız.
Son olarak ne diyoruz : Macera Lann!(Kup)

İNCELEME // BATMAN :YENİ DÜNYA : Batman efsanesi yeni baştan şekilleniyor!

Batman, her ne kadar sayısız yazarın elinden çıkmış, birbirinden farklı tarzda çizgi romanlara sahip bir karakter olsa da çoğu çizgi romanın referans aldığı tek bir orjine sahip. Özellikle Frank Miller in İlk Yıl çizgi romanı bu konudaki kemik eserlerden. Fakat bu kez Geoff Johns ve Gary Frank bu aşina olduğumuz orjinden farklı bir Batman hikayesiyle karşımızdalar.

Şunu söyleyeyim tamamen her şey farklı değil. Anne babasının ölümü ve sonrasında Batman olması gibi olaylar hala mevcut. Fakat bunları işleyiş biçimi ve bazı ayrıntılarda belli ölçüde farklılıklar var. Hepsini tek tek belirtmenin gereği yok. Zaten okurken çizgi roman, bildiğimiz orjine sayısızca kez gönderme yapıyor.

Benim üzerinde durmak istediğim birkaç değişiklik var. Onlardan biri Batman in genel kişilik özellikleri hakkında.

Bence Batman’i Batman yapan iki temel özelliği var.
Bunlardan ilki kendinden emin, kararlı duruşu: ne kadar büyük bir sorunla karşılaşsa da , yolun sonu ne kadar ümitsiz gözükse de Kara Şövalye asla pes etmez . Çünkü bir yarasa karanlıkta yolunu daima bulur.

İkincisi ise sahip olduğu önsezileri:Batmanin kriz anlarında verdiği kararların altında daima iç güdüleri yer alır. Bunları şans eseri olarak değerlendirmemek lazım. O her koşulu ve ihtimali göz önünde bulundurup ona göre adım atıyor her zaman. Sonuçta bahsettiğimiz kişi dünyanın en iyi Dedektifi!.

Gelmek istediğim sonuç ise şu;

Yeni Batman’mizde her ne kadar – eskisinde olduğu kadar olmasa da- birincisi yer alsada, ikincisi yok.
Alameti farikalarından biri olan Batman’in
”Dedektiflik” kimliği bu hikayede bulunmuyor . Elbette bu hikaye Batmanin ilk zamanlarını anlattığından bu gayet doğal . Fakat gene de oldukça fevri ve dikkatsiz . Yine de ben bu Batmani sevdim.

Batman bizlere her zaman insan olamayacak kadar mükemmel bir süper kahraman olarak gelir.
Fakat bu seferki çocukluğundan beri intikam ateşini içinde körükleyip bugünlere dek saklayarak belirli planlar dahilinde hareket eden sıradan bir insan. Tek farkı bir yarasa
kostümü giymesi.

Ki dediğim gibi ben bu seçimi beğendim. Sürekli kağıt üzerinde  gayet olabilecek gibi görünen fakat sıradan birinin yapmasının mümkünatı olmayan görevleri yerine getiren, asla bitmeyen güç ve çevikliğe sahip ve daima hazır olan Batman in olduğu hikayeleri okumaktan sıkıldıysan işte o zaman bu çizgi romanı deneyimleyebilirsin.
Bu orjin size daha akla yatkın gelecek.

İkinci değinmek istediğim konu ise Alfred. Genelde babacan tavırlarıyla resmedilen eski tiyatrocu, evin kahyası Alfred bu kez oldukça sert bir eski asker olarak karşımızda. Genelde alttan alta Batman’a söylemek istediklerini söyleyen Alfred bu kez düşüncelerini yüksek sesle söyleyerek Batmanın kararlarını sıklıkla sorguluyor.
Ayrıca onu dövüş konusunda da eğiterek onu naif yardımcıdan  akıl ve dövüş hocalığına konumlandırıyor.
Bu seçimi  ilginç bulsam da Bruce ve Alfred arasındaki ilişkiyi beğendim.
Çizimlere deyinmek gerekirse :
Tam sayfayı dolduran tek panelli çizimlerin sık kullanılması hem hikayedeki heyecan dozunu yükseltiyor hem de etkileyici bir hava katıyor.
Kostüm içinse bir parantez açmak istiyorum. Çizgi romanlarda kostümlüyken gözleri görünen tek Batman bu. Hangi şekliyle daha korkutucu bilemedim doğrusu.

Ayrıca oldukça basit bir kostüm tasarımı seçmeleri nedense nostaljik bir görünüm katmış. Bunu da ayrıca beğendim.

Hikayelere gelirsek.:
İlk cilt giriş maiyetinde olduğu için daha çok karakter tanıtımı ve geçmişte yaşanan temel olaylara  ağırlık vermelerinden dolayı daha olaysız kısa süren  bir hikaye. İlk cildin sonuna doğru hikaye daha belirgin hal alıyor ve size ne vermek istediğini gösteriyor. Bence tatmin edici bir finale de  sahip.

2. Cilt ise tamamen Riddler karakteri odaklı bir hikayeye sahip ki ilk cildin sonunda zaten bunun sinyalini veriyorlar.

Ben şahsen ikinci cildi daha çok beğendim. Hem hikayedeki gerilim hissini kitap boyunca taşımasından dolayı hem de sonunu  açık uçlu bırakmaları benim daha çok beğenmemi sağladı.
Bunun yanında artık karşımızda Batman olmayı daha fazla benimsemiş bir Batman var.

Alıştığımız Batman hikaye kalıplarının dışında, farklı bir Batman orjin hikayesi görmek istiyorsanız ” Batman Yeni Dünya” tam size göre!