İNCELEME // VISION : The İncredibles ve Breaking Bad karışımı bir hikaye.

Vision ; bir süper kahraman hikayesi ile aile dramasının iç içe geçmiş hali.
Kitabımız Avengers’in güçlü üyesi Vision’ın Amerikan rüyasını yaşamak için Android ailesiyle birlikte sakin bir mahalleye taşınması ve bunun akabinde yaşanan olayları anlatıyor. Komşuları ile olan ilişkileri ve çocukların okulla ilgili sorunlarını detaylı bir şekilde masaya yatırıyor. Ve unutmayalım ki bunlar bir android ailesi.

Tom King in kesinlikle  en iyi yaptığı şeylerden biri olan : yıllardır aşina olduğumuz süper kahramanların daha çok insani yönlerini ve özel hayatlarını anlatma gücü Vision’da en yüksek seviyede. ( Batman rebirth ve Mr. Miracle örneklerinde olduğu gibi )

Çizerimiz Walta ise panel kullanımı ve Android tasarımlarıyla göz dolduruyor. Duygu geçişlerini çizimleriyle çok rahat okuyucuya geçirebiliyor.
Bu cildimiz tek başına okunabilir fakat Vision un neden böyle bir hayat yaşamak istediğini merak edenlere Avengers Dağıldı ve House of M’i okumalarını tavsiye ederim.

Vision geçen yılın başlarında @marmaracizgi tarafından Türkçemize kazandırıldı. Amerika da iki cilt olarak sunulan kitap bu tek ciltlik haliyle orjinalinden daha iyi durumda gözüküyor. Kağıt kalitesi konusunda  Türkiye’deki en iyi çizgi roman olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 272 sayfaya sahip kitabımız kolay okunurluğuyla birkaç günde rahatlıkla bitirilebilir.

Sonuç olarak :
Pek fazla göz önünde bulunmayan kahramanımız Vision ı bu kitapla daha yakından tanıyabilir ayrıca Robotlar ve İnsanlar arasındaki ince çizgi üzerine adeta bir Philip K Dick romanı tadında sizi düşünmeye sevk edebilir .
Vision kesinlikle  kitaplığınızda bulundurmanız gereken bir eser.

İNCELEME // KAYBOLAN O GÜNLER : Yaşadığınız her günün tadını çıkarın.

Fransız sanatçı Timothe Le Boucher’in yazıp çizdiği çizgi romanı Kaybolan O Günler  geçen yıl @baobabyay  tarafından Tükçemize kazandırıldı. Çizgi roman, orjinal dili Fransızcadan bizzat çevrilmiş olup hala İngilizce edisyonu bulunmamaktadır. Yani henüz keşfedilmemiş bir cevher.

Konusuna gelelim :
”Bir sabah uyanıp iki günden birinin kaybolduğunu farketseniz ne yaparsınız?” sorusu üzerinden şekilleniyor hikaye.

Lubin Marechal isimli yirmili yaşlarında olan akrobatın fantastik-macera denebilecek hikayesini anlatıyor . Fakat bunun çok ötesinde bize varolmanın değerini vurguluyor ve zamanımızı ne kadar dolu bir şekilde yaşadığımızı sorgulatıyor . Yani anlattığından çok daha fazlasını içerisinde bulunduruyor hikaye .
Kitabın özellikle sade çizimlerinin ve sade dilinin hikayeyi sürükleyici kıldığını söyleyebiliriz. Panel kullanım tarzının – özellikle kitabın başındaki dialogsuz dans gösterisi bölümü- kitabı okumaya devam etmedeki itici güç olduğunu düşünüyorum.

Hikayedeki keskin geçişli duygu durum değişikliğinin olaya merak ögesi ve tempo kattığını söyleyebilirim.
Kısacası, çizgi roman okumaya alışık olmayan, süper kahraman olaylarını sevmeyen biriyseniz ve bu dünyaya giriş yapmayı düşünüyorsanız bu çizgi roman başlangıç olarak iyi bir tercih. Çünkü sizi hem mutlu edecek hem de başka çizgi romanlar okumaya heveslendiricek.
#baobab #baobabyayınları

İNCELEME //FROM HELL, Karındeşen Jack üzerine derinlemesine bir edebi eser…

Watchmen, Killing Joke gibi önemli eserlerin yazarı Alan Moore dan 16 bölümlük detaylı bir seri katil hikayesi.

Çizer koltuğunda kendine has siyah beyaz çizimleriyle tanınan Eddie Campbell bulunuyor.Campbell, Viktoryan dönemi Londra’sını harika bir şekilde resmederek resmen sizi bir gezi turuna çıkarıyor. Bu yüzden eserin bu kadar kült hale gelmesinde Alan Moore kadar Campbell in da emeği var.

From Hell  1800 lerin sonundaki Whitechapel’ deki kadın cinayetlerini konu alıyor. Ve bunu birçok kaynağı baz alarak yapıyor. Hikaye sonundaki uzun açıklama bölümünde görebilirsiniz.

Şunu belirtelim eser her açıdan zor okunan bir çizgi roman.
Alan Moore un her zamanki edebi dilinin yanı sıra yazım türünün panellere yansıyan karmaşıklığı, karakter sayısının fazla olmasından dolayı anlamada sıkıntı çıkarması bunu sağlayan faktörlerden. Ayrıca normal çizgi roman formatlarının aksine büyük ebatlarda olması da okumada zorluk çıkarıyor.

Fakat bu kadar şeye rağmen yalnızca özgün çizimlerini tatmak ve Londra Gezisi(3.bölüm) bölümü için bile okumaya değer bir eser.
Karındeşen Jack efsanesi hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız karşınızda roman gibi yoğun  bir çizgi roman bulucaksınız.

Geçen sene @flaneurbooks tarafından Türkçeye çevrilen eser 576 sayfalık dev bir kitap olmasına karşın 100 TL etiket fiyatıyla oldukça makul.

İşin özü ;okuma sürecinde okuyucusunu yormasına karşın  değindiği konular, yaptığı referanslar, doyurucu hikayesi ve oldukça farklı bir finaliyle  koleksiyonunuzda mutlaka yer etmesi gereken bir eser.
#flaunerbooks #fromhell

İNCELEME // AY POLİSİ Sanat filmi tadında melankolik bir bilimkurgu öyküsü!

Tom Gauld’un yazarı ve çizeri olduğu Ay Polisi, basit çizimler ve içerdiği az sayıda diyalog ile bizleri yarattığı atmosferle etkilemeye çalışıyor.
Kitap genelde kayıp bir köpeği aramaktan daha önemli bir işi olmayan, suç çözme oranı %100 olan başarılı(!) polisimizin Aydaki günlük rutinlerini mercek altına alıyor.
Kitap çoğu noktada bize uzun uzun anlatıp detaylandırmak yerine, bazı hisleri hissettirme kaygısı güdüyor.

Çizgi romandan bizlere geçen öncelikli his şüphesiz ” Yalnızlık ” oluyor. Soğuk ve sessiz gezegendeki tek polis olma düşüncesi ki kolonideki diğer insanlar da bir bir dünyaya geri dönmeye başlamışken.
Artık o, insanların yıllar önce ayak bastığı ayda yaşayan son insanlardan birine dönüşmektedir.
Her fırsatta bize gösterilen Dünya görseli de bu hissi pekiştiriyor.
Her iş çıkışı Donut ve Filtre Kahvesiyle arabasından izlediği Dünya, polis için görünürde olmasının yanı sıra aslında bir o kadar da ulaşılamaz bir noktadadır.

Tabi bu kadar umutsuz görünen hikayede güzel şeyler de olmuyor değil.
@ithakiyayinlari nın bu sene basmış olduğu Ay Polisi ni @ilknokta sitesinde uygun fiyata bulmanız mümkün.

Son olarak ;
Görünüşüyle çocuk kitabı izlenimi veren Ay Polisi anlattığı hikayenin altında bir takım alt metin okumalarının olduğu bir eser.
Okurken bu denli bir yalnızlığı uzun süre boyunca unutamayacaksınız.
Yarım saatinizi dahi almayacak bu harika çizgi roman sizde birbirinden farklı hisler uyandıracak tatlı bir okumalık.

#ithakiyayınları #ilknoktakitapdünyası #aypolisi

İNCELEME //PREACHER(VAİZ): 9 ciltlik absürt bir serüven

Yazar :Gareth Ennis, Çizer: Steve Dillon

Doğrusu Vaiz’e başlarken aklımda nasıl bir çizgi romanla karşılaşacağım konusunda tam olarak net bir düşünce yoktu.

Teksaslı bir vaizin ana karakteri olduğu, hakkında olumlu yorumlar duyduğum, yakın zamanda da diziye uyarlanmış olduğu dışında ; Vaiz’in hangi türde bir çizgi roman olduğu, ne tür konulara değindiği, başka ne gibi karakterleri içerdiği gibi soruların cevaplarına sahip değildim.
9 cildini de okuduktan sonra  söyleyeceğim ilk şey : Tek kelimeyle Ba-yıl-dım.

Öncelikle dili hakkında yorum yapmak istiyorum zira çizgi romanın rengini oluşturan temel unsurlarından biri olduğunu düşünüyorum.
Açıkçası Vaizin fazla şiddet ve argo içermesini başta biraz garipsedim fakat birinci cildin sonlarına doğru alışmakla kalmadım benimsedim de. Anlattığı hikayeyle ironik bir uyum sağlayan alaycı bir üsluba sahip olması okuyucuya farklı bir deneyim sunuyor. Birkaç karakter(Katillerin Azizi vs) dışında çoğu karakterde bu alaycı mizacı görüyoruz
Diğer bir değineceğim  konu da karakterlerin derinliği hakkında.
Karakterlerin çoğu geniş bir yelpazede ele alınıyor. Ana hikayenin aralarına serpiştirilen ara hikayelerle orjinlerini anlatarak onları anlamamızı, bulundukları girişimlerin altında yatan motivasyonu anlayabilmemizi sağlıyor.

Hikaye Teksas’ta geçmesinden ötürü ağırlıklı olarak Western havasına sahip. Çok kez karakterler arasında Amerika üzerine konuşmalar mevcut.
Tarihi ve kültürü hakkında bir hayli diyalog ve  referans bulunuyor.
Yer yer kısa hikaye ve olayları içermesinin yanında ana hikaye arkı :ilahi bir varlığın musallat olduğu Vaiz’in Tanrı ‘yı bulma girişimini ele alıyor. İlahi varlıkların tasfir şeklini beğendim. Özellikle Tanrı hayli etkileyici olmuş.
Jesse ve Casey arasındaki  diyaloglar benim için serinin en hoşuma giden bölümleri oldu.
Daima eğlence, sıkça aksiyonun bulunduğu ve bolca sigaranın tüttürüldüğü 9 cildin sonunda kendi adıma ben karşımda oldukça tatmin edici bir son buldum.
İşin özü :
Farklı kafalarda bir çizgi roman arayışında iseniz, İlahi ve Western temalı olaylara ilgi duyuyorsanız Vaiz’i kesinlikle çok seveceksiniz.

İNCELEME //SILVER SURFER Alegori : Galactus tekrar Dünyamızda!

Çizgi Roman denince akla gelen ilk isimlerden Stan Lee’nin yazdığı , kendine has çizim tekniğiyle tanınan Fransız sanatçı Moebius’ın çizdiği Silver Surfer Alegori alışılagelmiş süper kahraman hikayelerinden farklı, felsefik yargılarla dolu bir çizgi roman deneyimi sunuyor .

Hikayede çokca üzerinde durulan ve altı sıklıkla çizilen ” Sağduyu” kavramı, hikayenin teması olma niteliğinde.

Silver Surfer aramızda, hepimizden  yalnız bir şekilde yaşamaktadır. Artık insanlardan ümidini kesmiş bir halde herkesten uzak durmaktadır. Günlerden bir gün yıllarca hizmet ettiği Yüce Galactus tekrar dünyamızı ziyarete gelmiştir. Fakat bu seferki ziyaret nedeni farklıdır.  Ve her şeye rağmen Silver Surfer bu tehlike karşısında da insanları yüzüstü bırakmayacaktır.

Hikayemiz şiirsel bir dile sahip. Özellikle Silver Surfer ve Galactus arasındaki diyaloglar oldukça güçlü alt metinlere sahip şekilde yazılmış. Felsefik ve politik çokca göndermeler barındırıyor.
Kişi ve kurumların güç için dini sömürmesi ve insanların manüpüle edilip bu uğurda kullanılması tarihte çokça rastlanılan bir olay olmasıyla beraber hikayemizde de oldukça geniş bir şekilde değinilen bir konu.

Stan Lee bu oldukça kişisel hikayesinde insanlık hakkında fazlasıyla karamsar olan düşüncelerini bizlere bir süper kahraman hikayesi adı altında anlatıyor.

Çizimlerine gelecek olursak, Moebius bu hikaye için oldukça basit sade çizimleri uygun görmüş ki bizce de yakışmış. Yumuşak renkler hikayenin şiirsel tonuna  hizmet eder şekilde ve bunlar birbirlerini tamamlıyor.

Kısacası ;  Zarif ve soğukkanlı yalnız kahramanımız Gökgezgini Silver Surfer’ın , İnsanlık ve İlahi Galactus ile mücadelesinden bize fazlasıyla çıkacak dersin olduğunu düşünüyorum. Bazı bölümlerini tekrar tekrar okumak isteyeceksiniz.

İNCELEME // Joe Hill’den PELERİN : Naiflikten psikopatlığa dönüşen bir süper kahraman hikayesi

Joe Hill’in aynı adlı kısa öyküsünden uyarlanan Pelerin, bilindik bir klişe süper kahraman başlangıç öyküsünden oldukça sert ve vurucu bir hikaye çıkarmayı başarıyor.

Herkesin küçükken süper kahraman olmak gibi bir hayali vardır. Fakat büyüdüğümüz zaman daha rasyonel insanlara dönüşür ve bunları çocukluk fantazileri adı altında geçmişte bırakırız. Fakat Eric bunu geçmişte bırakamamış gözüküyor.

Eric’in babası, o daha küçük yaştayken Vietnam Savaşı’nda esir düşer ve bir daha geri dönemez. Buradan Eric’ in pelerinini babasıyla özdeşleştirdiği sonucunu çıkarabiliriz. Pelerin, onu her daim koruyup kollayacak ve üstünde taşıdığı sürece onu sarıp sarmalayacak bir baba figürü gibi olur . Ki annesi onu attığını söylediğinde hayatında ikinci kez yüzüstü bırakıldığını hisseder. Tekrardan yalnız ve savunmasız.

Kardeşi başarı basamaklarını adım adım çıkarken, kendisi hayatın hiç bir tarafında başarılı olamamıştır . Ve günün birinde tesadüf eseri pelerinine tekrar kavuşunca çocukluk saplantıları tekrar gün yüzüne çıkar.
Sevgilisine olan güvensizliğini, annesine olan nefretini ve kardeşine olan kıskançlığını yıllarca yanında taşıyan Eric artık tek bir amaç uğruna çabalayacaktır.

Toplam 4 bölümden oluşan cilt, oldukça akıcı bir hikayeye sahip olduğu için açıp hemen bitirilebilecek türden bir okumalık. Tek seferde okumanızı tavsiye ediyorum ki bu sayede hikayedeki ton değişimini ve artan şiddet dozunu daha yoğun şekilde yakalayabilirsiniz .

Ayrıca Çizimleri ve renkleri şahsen çok beğendim. Eric namı diğer ” Kızıl Şimşek”’ in , gökyüzüne her havalandığında adeta Süperman gibi ikonik bir havaya bürünmesini oldukça etkileyici buldum.

Geçen sene Presstij Çizgi Roman ‘ın bastığı Pelerin ; sertlik dozu hayli yüksek, her tarafı kana bulanmış, saplantılı bir süper kahraman olma hikayesi.

Şunu da söyleyeyim ;

Presstij Çizgi Roman, devam kitabı ” Pelerin :1969 ” nın yakın zamanda raflarda yerini alacağını açıkladı.

Pelerinin bu yeni macerasını sabırsızlıkla bekliyoruz!

İNCELEME //Batman:Pelerinli Süvariye Ne Oldu? Batman öldü … mü ?

En sevdiğim yazar Neil Gaiman, en sevdiğim Süper kahraman da Batman olunca bu çizgi roman hakkında tarafsız bir yorum yapmam ne yazık ki mümkün değil.  Bu hikaye en sevdiğim 3 Batman hikayesinden biri(Killing Joke, İlk yıl) olmakla birlikte baştan şunu belirtmeliyim ki karşımızda oldukça sade anlatımlı 2 sayılık kısa bir çizgi roman var. Okumadan önce bunu bilerek, daha fazlasını beklememek gerekiyor. Çünkü bu tatlı hikayeye haksızlık olur.

Alex Ross Variant

Kitapta Neil Gaiman’ın yazmış olduğu 4 tane hikaye mevcut fakat bizim bugun üstünde konuşmakta olduğumuz Andy Kubert in çizmiş olduğu Pelerinli Süvariye Ne Oldu? hikayesi.  Neil Gaiman önsözünde değindiği gibi Batman’i kişinin anne ve babasını sevdiği şekilde kayıtsız, şartsız seven bir yazar.Batman için alışık olduğumuz tarz bir dedektiflik hikayesi yerine olağanın dışında daha farklı bir hikaye tarzıyla bizlere Batman ‘i anlatmak istemiş. Bizlere Batman in bir süperkahramandan daha fazlası olduğunu gösteriyor. Batman yalnızca bir kişi değil, bir düşünce biçimi. Batman, hayata karşı bir duruş.  O zaman Batman gerçekten ölebilir mi?  Çizgi romanlarında çokça zor şartlar altında kalmış ve bunların üstesinden her seferinde gelmiş olan süper kahramanımız şüphesiz ki bir gün ölmek zorunda. Sonuçta yarasa kostümü giymiş bir insan o . Tıpkı bizim gibi.  Peki yarasa adamımız nasıl ölecek?  Öykümüz de bunu anlatıyor. Batman i tabutun içinde cansız bir şekilde görüyoruz. Cenaze töreni düzenleniyor ve hayatına dahil olan herkes davetli. Yani düşmanları da. Herkes tabutun başında Batman in nasıl öldüğünü kendi biçimlerinde anlatıyor.

Dediğim gibi bu pek alışık olduğumuz bir Batman hikayesi değil.Gaiman da bizim gibi Batman in bir gün ölmesi  gerektiğini düşünmüş olacak ki böyle bir hikaye anlatmak istemiş.  Çizer koltuğunda Batman eserlerinde çokca imzası bulunan Andy Kubert bulunuyor. Çizimleri hikayenin etkileyiciliğini bir hayli artırıyor. Bu kişisel Batman hikayesini her Batman sever okumalı. Okuduktan sonra Batman in sizin için ne demek olduğunu tekrardan düşündürteceğinden eminim.

İNCELEME //Güngezgini : Hayata ve ölüme dair çarpıcı bir grafik roman.


Brezilyalı Gabriel Ba ve Fabio Moon kardeşlerin yazıp çizdiği Güngezgini çizgi roman dünyasının en değerli eserlerinden biri olarak anılmakta.
Hikaye bir baba-oğul ilişkisini temel alarak , çevresinde aile kavramı, başarı kaygısı, kadın erkek ilişkileri, arkadaşlık gibi konuları toplayarak bir bütünlük sağlıyor. Yani anlayacağınız ; Güngezgini hayatı anlatıyor. Ve en az onun kadar da ölümü.

Hikayemiz , Bras adında gazetede ölüm ilanları yazarak geçinen , gelecekte iyi bir yazar olmayı dileyen bir adamı anlatıyor. Bunu yaparken de zamansal açıdan sıralı bir anlatımı tercih etmiyor ve bizleri bu insanın hayatının belirli dönemlerindeki dönüm noktalarına doğru bir maceraya sürüklüyor.
Ölüm ilanlarını hazırlarken o insanların hayatlarıyla kendi hayatını kıyaslıyor ve bunun sonucunda  hayattan tam olarak ne istediğini bilmediğini, hayatının eksik bir yanının olduğunu farkediyor.

Her zaman hayatında bir baba figürünün hasretini çekiyor. Belki o yüzden babası gibi başarılı bir yazar olmak istiyor ve babası gibi bir hayat düzenini seçiyor . Onunla benzer özelliklere sahip olduğunda ona daha yakın hissedeceğini düşünüyor.
Güngezgini, bir konu anlatımı dahilinde adeta okuyucunun kulağına fısıldıyor.
Ölümün hayat kadar gerçek olduğunu ve onu kabullenmemiz gerektiğini anlatıyor bize.Bunu anlatırken de bu tür bir karmaşık anlatımı uygun görüyor.

Bras rüyalarında, her zaman yaptığı işi bu sefer kendi için yapıyor yani kendi ölüm ilanlarını yazıyor ve bu şekilde hayatının nihai amacını bulmaya çalışıyor. Tutkulu bir aşkı bulduğu gün mü, hayalindeki kitabı yazdıktan sonraki gün mü, aşkı bulduğu gün mü yoksa çocuğu olduğu gün mü? Hayatı hangi şekilde biterse daha eksik ya da tamamlanmış biçimde son bulmuş gözüküyor ilanda, bu sorunun cevabını arıyor Bras. Ve belki de bu şekilde babasıyla bir düşünce köprüsü kurarak onu anlamaya çalışıyor.
Güngezgini, Bras’ın kendisini ve babasını arayış hikayesi.

Ölümü bu denli işleyen kaç çizgi roman vardır bilmiyorum fakat ele alış biçimiyle Güngezgini mutlaka deneyimlemeniz gereken bir serüven.
Kim bilir okurken belki siz de hayatınızın nihai amacını keşfedersiniz.